Ece Temelkuran – 21 dakika

Eylül 12, 2008 at 6:47 am (siyaset) (, , )

Benim bir kere arkadaşımı öldürdüler, artık bir daha iflah olmam gibi geliyor. Gittiğimde yerde yatıyordu, kanı kaldırım taşlarına sızıyordu. Ben onu gördüm ya, ben artık başkasıyım. Hrant gitti, hep taze kalacak bir kan karanfil açıldı göğüs kafesimde. ‘Böyle bir şeymiş meğer’ dedim, ‘Arkadaşını öldürürlerse böyle oluyormuşsun’. ‘Meğer’ demiştim, ’12 Mart’ta, 12 Eylül’de arkadaşlarını kaybedenler böyle hissetmiş.’
Demek Türkiye’de milyonlarca insanın aslında göğüs kafesi ağır ve ağrılı yarılmış, çatır çatır açılmış kemikleri acıyla, ciğerlerinin arasından bir kan karanfil sızmış. Meğer arkadaşı öldürülünce insanın acısı hiç geçmezmiş. Öyleyse bunca insan, bunca sevgili, anne, baba, kardeş, oğul, arkadaş, dost… Eğer hepsinin göğüs kafesi böyle sızılı aralıksa, nasıl yaşıyor bu ülke? Anlamadım ben. En çok Hrant’tan sonra anlamadım bunu.

Oku! Arkadaşının adıyla.
Nejdet Adalı… Sedat Soyergin… Erdal Eren… Veysel Güney… Ahmet Saner… Kadir Tandoğan… Mustafa Özenç… Ethem Coşkun… Necati Vardar… Seyit Konuk… Ali Aktaş… Ömer Yazgan… Erdoğan Yazgan… Mehmet Kambur… Ramazan Yukarıgöz… İlyas Has… Hıdır Aslan…
Bir isim listesi olduğunu görüp atladıysanız şimdi lütfen geri dönün ve bu isimleri tek tek okuyun. Çünkü bu isimleri, hiç değilse birkaçını aklımızda tutmamız gerekiyor. Bu isimler, Kenan Evren liderliğinde yapılan 12 Eylül 1980 darbesi sırasında ciğeri beş para etmez herifler tarafından asılarak katledilen yirmili yaşlarında gençlere aitler. İsimleri ve yüzleri, Dostluk ve Yardımlaşma Vakfı’nın hazırladığı ’12 Eylül Adaleti’ adlı belgeselin 15 dakikalık tanıtım filminin sonunda görünüyor. Tek tek geçiyorlar filmin içinden. Avukatlar, yargıçlar, savcılar, anneler, arkadaşlar konuşuyor.
‘Erdal Eren’i, heyetin önünde ağzından burnundan kan gelesiye dövdüler’ diyor avukat, ‘Yargıçların yüzünde bir tebessüm bile vardı’. Kenan Paşa’nın yaşını büyütüp astırdığı çocuktur Erdal Eren. İdamına dört celsede karar verilmiştir. Sakın unutmayın!

‘Dişlerimle yolacağım’
Mehmet Kambur’un annesi “O Kenan Paşa’yı bir görsem” diyor, yüzü yol yol olmuş yaşamaktan, başörtüsü kaymış, ‘Onu dişlerimle yolacağım, dişlerimle!” Gözünde bir bakış var… Daha ben diyemem size o bakışı, öyle bir sözcük bilmiyorum.
Ramazan Yukarıgöz’ün annesi tabutun başındaymış gibi anlatıyor:
“’Açın tabutu, çocuğumu göreceğim’ dedim. ‘Mühür var, açamayız’ dediler. ‘Ben bu devletin mührünü tanımam’ dedim, çektim attım mührü. Bir açtım ki tabutu… Saçları yeni taranmış sanki. Kaşları kalem gibi, yüzü…”

Kenan Paşaaa!
Onun sesi titrerken başka bir avukat başlıyor, başka bir idam sahnesine:
“Cellat boynuna ipi geçirmek için uğraşıyordu. ‘Bırak’ dedi, ‘Ben yaparım. Bir yerimi sakatlayacaksın yoksa’. Aldı yağlı urganı, kendi boynuna geçirdi. Sonra… 21 dakika sallandı ipin ucunda. Yanına gittim… Birkaç dakika önce saçını okşadığım çocuğun… Saçlarını okşadım.”
18 yıl önce ölmüş bir çocuk için, bütün çocuklar için, 18 yıl önce teker teker ellerinden alınmış arkadaşları için, kum gibi akıp giden insanlar için, anlatanların sesi titriyor. 15 dakikalık film bitiyor ve ta içimden şunları demek geliyor:
Kenan Paşaaa! Kenan Paşaaa!
Bugün 21 dakikalığına öl. Öl. 21 dakika öl ve geri gel, yeniden ve yeniden öl sonra, yeniden ölmek için yeniden diril. Kaç çocuğu katlettiysen o kadar kere, hepsi için öl sen bugün. Kenan efendiiii! Bugün 12 Eylül; bu memleket seni en derin ve en taze intikam hisleriyle selamlar! Bir gün çıkacağın sanık kürsüsünde salya sümük ağlarken korkudan yerlerde süründüğünü görmek dileğiyle…
Ve bunu ne kadar kalpten söylediğimi anlatamam Kenan Paşa!

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Hayal hayal hep hayal…

Eylül 10, 2008 at 11:11 am (Çizgiroman) (, , )

 

Gerçeklerin üstüne hayalci adımlarla basmak…!

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Hasan Pulur

Eylül 10, 2008 at 10:46 am (siyaset) (, , )

            

Sizinkiler çakıl taşı mı alıyor?

PEKİ bunun neresi ayıp? “Maaşlı köşe yazarı” olmanın ayıbı nerede?
Başbakan Erdoğan, Sayın Aydın Doğan’a hücum ederken, “Senin maaşlı köşe yazarların var, silahşorların var, benim o kadar köşe yazarım, silahşorum yok!” demiş… (x)
Eğer, hedef bizsek, bizlersek “Maaş almayıp ne alacaktık?” söyler misiniz?
“Benim o kadar köşe yazarım yok!” dediklerine göre, “bir miktar köşe yazarı, silahşoru” olduğunu kabul ediyorlar.
Peki bunlar, maaş almayıp ne alıyorlar?
Çakıl taşı mı?
Pir aşkına mı çalışıyorlar, yazı yazıyorlar?
* * *
İNSAF dinin yarısıdır, derler.
“Bende o kadar köşe yazarı, silahşor yok!” diyorsunuz, sizin arkanızda saf tutanları bir sayın bakalım, kaç tane?
Üstelik sadece o gazetelerin köşelerini tutmamışlar, karşı saflara da sızmışlar.
Hem öyle bir özellikleri daha var ki, bize kısmet ve nasip olmaz, “döneklik” düşman başına…
* * *
SİZ bizden hoşlanmıyorsunuz, olabilir, şunun şurasında kaç kişi kaldık, yine de tahammülünüz yok.
Bu da olabilir!
Ama bu devletin Başbakanıysanız, demokrasiden yana olmak zorundasınız, bağrınıza taş basıp sineye çekmek zorundasınız.
* * *
SİZİ en çok kızdıran, “Deniz Feneri soygunu” iddianamesini hazırlayan Alman savcının suçlamaları… İyi de “Ergenekon iddianamesi”nde neler var, kimler var biliyor musunuz? Hani “Ben bu davanın savcısıyım” demiştiniz de…
* * *
BAŞBAKAN’IN basın özgürlüğünden hoşlanmadığı kesin…
Bir başka deyimle, bu özgürlük onun hoşuna gitmiyor…
Kolayı var, Türkiye bu yollardan geçti, geldi Başbakan kalemşorlarla, silahşorlarla uğraşacağına, onlara kızıp hırslanacağına, eskiye bir dönüş yapsa…
“Türkiye’den söz eden yabancı radyoların haberleri basın yayından izin alınmadan gazetelerde yayımlanamaz.”
* * *
BÖYLE şeyler olur mu?
Olur, olmuştur!
Başbakanı kızdıran “Deniz Feneri haberi” de Türkiye’de yayımlanmazdı, haberin kaynağı Almanya olduğuna göre…
* * *
HEM bu kadar uzun lafa ne gerek var…
Koskoca AKP iktidarı, iki maddelik bir kanun çıkaramaz mı?
“MADDE 1- Recep Tayyip Erdoğan, her zaman, her yerde, havada, karada, denizde haklıdır.
MADDE 2- Basının haklı olduğu hallerde de birinci madde uygulanır.”
İşte size Basın Kanunu, hür ve özgür basın bu kanunla denetlenir, iki maddelik bir kanun…
* * *
ÇIKARIN bu kanunu ve bir kenara da üç zarf koyun…
Birinci zarfı açtığınız günü hatırlıyor musunuz?
“Geçmişi kötüle, enkaz edebiyatı yap!”
İkinci zarf:
“Ah bu çevre, beni de yanılttı!”
Üçüncü zarf:
“İstifa!”
Ama hemen değil, daha epey vakit var, ama bilin ki Sultan Süleyman’a kalmayan iktidar size de kalmayacak…
Bekleriz!
Kimleri bekleyip, seyretmedik ki!

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Giriş Metni

Eylül 8, 2008 at 12:45 pm (Çizgiroman) (, , )

Bu kişisel bir blog sayfası olup, tamamen ilkel insansı duygu ve düşüncelere dayanmaktadır.

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Hello world!

Eylül 5, 2008 at 11:39 am (Uncategorized)

Welcome to WordPress.com. This is your first post. Edit or delete it and start blogging!

Kalıcı Bağlantı 1 Yorum